By using our site you agree to the use of cookies. We use them to increase the quality of this site especially for you, they help us understand your needs (help us collect statistics), help our partners deliver the right content displayed on our website. To learn more about the cookies please click here.

cookies
noimage

Malbork kalesinin tarihi

İlk zamanlar

13. yüzyılın başlarında polonyalı prens Konrad Mazowiecki, Tötonik Düzen ile birkaç anlaşma serileri yapmış, bunun sonucunda da Polonya ve Prusya topraklarında hem koruma hem de manastır görevi gören kaleler yükselişe geçmişlerdir. Beyaz pelerinlerinin üzerindeki siyah haç deseni ile Tötonik şövalyeler hristiyanlığı komşu topraklara ve pagan kavimlere yaymak için ateş ve kılıçla giriş yaptılar. 1274 yılında polonyanın en büyük ırmağı Wisła’nın vadisinde, Nogat nehri kıyılarında Tötonik şövalyeler çok kısa bir süre sonra Büyük Tötonik Düzen Liderlerini ağırlayacak olan, en seçkin ve kompleks kalelerden birinin yapımına başladılar.

1280 yılı civarlarında Marienburg kalesi tötonik düzenin gözetimi altındaki küçük bir alay komutanlığı idi. Baltık denizinden İtalya’ya uzanan topraklarda üçyüz civarında tötonik alay komutanlığı bulunmaktaydı ve bu yüzden Bakire Meryem kalesi – Marienburg’u diğer kalelerden ayıran hiç bir özel bir neden yoktu. Dört köşeli ve her köşesinde dekoratif olmasının yanı sıra kanatları koruma görevini de üstlenen kuleleri bulunan, kırmızı kiremitli bir yapıydı.

Kalenin asıl amacının dini aktivitelere ve katolik manastırlara hizmet edebilmesi olduğu barındırdığı odaların özel isimlerinden anlaşılabilmektedir, düzen şövalyeleri babalarının alındığı rahipler meclisi yapısı, dormitorium (rahiplerin yatak odaları), şapel, yemekhane (mutfak). Onikinci yüzyılın sonlarında Marienburg savunma duvarlarıyla çevrilmişti, bu sayede mezarlık ve ek binalar izole edilebilmişti. Bu sırada Haçlılar tarafından özel sivil haklar verilen bir köy yetişmeye başlamıştı.

Büyük Üstadın Konutu

1308 yılında, Gdansk Pomeranya’nın Şövalyeler tarafından fethinden sonra, grubun başkentini Venedik’ten Malbork’a taşıma kararı aldılar, o zamandan sonra bu yerde her yıl Büyük Düzen Meclisi Toplantıları yapılmaya başlandı. Komutanlıktan bütün komutanlar, din adamları ve şapeller, Livonia ve Almanya’dan düzen temsilcileri buraya geldiler. Büyük Toplantı yapıldığı zamanlarda düzenin „başları” seçilmekteydi – Büyük Lider’in – kaldığı yer de aynı zamanda Malbork’tu.

1309 yılının başlarında kalede kalan tötonik şövalyelerin sayılarının artmasıyla birlikte kale hızlıca genişlemeye ve modernize olmaya başladı. 1330 yılında defansif yapının silüetini değiştiren büyük bir restorasyon gerçekleştirildi. Artık burası üç bölümden oluşuyordu - Yüksek Kale, Orta Kale ve Alçak Kale. Yüksek Kale denen kalenin en eski yapıları hendek ve çift kat surlar ile çevrilmiştir, buraya Meryem Ana ve Kutsal Anna şapeli de yerleştirilmiştir – Büyük Üstadların gömüldüğü yerdir. Malbork için önem arz eden bütün olaylar bu kalenin yüksek çan kulelerinde bulunan kullanılarak çevre şehirlere iletilmekteydi (ateş veya dumanla).

Temsilcilik ve yönetim işlerinin görüldüğü orta kale ise Malbork kalesinin en büyük ve en lüks bölümünü oluşturmaktaydı. Burada Büyük Üstadın sarayı, arşiv, ofis, el yazımı çalışma yerleri ve diğer bürolar bulunmaktaydı. Sarayın batı kanadına Büyük Yemekhane – 400 kişilik kapasiteye sahip harika bir seremoni odası bulunmaktaydı. Eski fresk parçaları, zekice tasarlanmış gotik mimarisi ve süslemeleriyle birlikte Malbork, diğer avrupa krallarının yaşadığı zengin ve lüks mekanlardan pek de farklı değildi.

Kalenin kompleks yapıları o zamanlarda doğu avrupa kalelerinde nadiren rastlanan merkezi ısıtma sistemi ile ısıtılmaktaydı. Münazara odasının duvarları o zamanlarda yapılan, nadir bulunan kabuklulardan elde edilmiş muhteşem bir yeşil renge boyanmıştı. Arşivlerde aslında yalnızca bir rahip hayatı sürdüren Büyük Üstadın yapmış olduğu fazlaca elibolluk ta kayıt altına alınmıştır. Muhteşem resepsiyonu, şövalye turnuvaları, avcılık ve diğer elit eğlenceleri sayesinde Malbork bütün ülkelerden ziyaretçileri adeta sünger gibi kendine çekiyordu.

Malbork kalesinin ekonomi kısmı Alçak Kale idi – tepenin yamaçlarına, Nogat nehri yakınlarına lokalize edilmiştir. Burada büyük dini kardeşliğin tüm gerekli ihtiyaçları yerleştirilmişti: Ahır ve hangarlar, marangoz, silah ve kül depoları, konut hizmetleri ve bir çok diğerleri. Bu gözetim yerinden Orta Kale ve Yüksek Kale komplekslerine ulaşmak için büyük surlardan ve bir çok sıkı kontrol edilen kapılardan geçmek gerekiyordu. Örnek vermek gerekirse, kaleye giden girişlerden birine ulaşmak için on dört kapıdan, üç alçalabilen parmaklıklardan ve dört asma köprüden geçmek gerekliydi.

Malbork’un düşüşü

1410 yılındaki savaş Tötonlar için çığır açan yıkıcı bir savaştı. Grundwald da Malbork kalesi için bir dönüm noktası olmuştu çünkü malubiyet anına kadar kimse tötonların ülkesinin bu görkemli başkentine saldırmaya dahi cüret edememişti. Tötonlar Grunwald’da yenildikten sonra Malbork’a döndüler, ancak Jagiella kralı Władysław’ın önderliğindeki polonya-litvanya ordusu onları buraya kadar takip etti. Şehir sakinlerinin hayatlarını korumak adına Büyük Lider Henryk von Plauen insanları kalenin içine alarak şehrin kalanının yakılması emrini verdi. Kuşatma iki ay boyunca sürdü, top atışlarına rağmen kale dayanmayı başardı.

Düşman birliğinin geri çekilmesinden sonra Malbork kalesindeki defansif yapıların güçlendirme ve restorasyon dönemi başladı, bu sayede artık kale savunmacılarının ateşli silahlar kullanabilmesi mümkün oldu. 1414 yılında kale önce topraktan setler ile, 1440 yıllarında da yan taraftan saldırı yapılabilmesini mümkün kılan taş burçlarla çevrildi. Tötonların bu hazırlıkları boşuna değildi – 1454 yılında Malbork tekrar saldırı altındaydı ve bu kuşatma yarım yıl boyunca sürdü.

Kalenin boyun eğmeyen topraklarına 1457 yılı haziran ayında ihanetine yardım ettiği Töton Düzeni emrindeki çek „hussite” ordusu ile polonya kralı Kazimierz IV Jagiellończyk giriş yaptı. Cömert kral Kazimierz’in 190 bin florinlik teklifi sayesinde hizmetleri karşılığı para alan askerlerin Büyük Liderleri ile yaptığı işgal bir yıl bile sürmedi. Malbork kalesinin kapıları polonya ordusu için açıldı, Büyük Üstad ise daha sonraları Töton Düzeni’nin başkenti olacak olan Królewiec’e sığınabilmeyi başardı. Zaten Malbork’un düşmesinden sonra Düzen asla eski görkemli günlerine yeniden kavuşamadı.

Polonyalı, İsveçli ve Prus hükümetler

Sonuç olarak 1466 yılında Marienburg Toruń Barışı adı Malbork olarak değiştirildi, ve kale de Polonya hükümdarlarının konutlarından biri haline geldi. Güzeller güzeli eski Büyük Üstat Sarayı olan Büyük Yemekhane kraliyet resepsiyonlarının ve baloların yapıldığı bir yer haline geldi, kalenin toprakları ise büyük bir cephanelik ve ordu garnizonu oldu. 17. yüzyılda Malbork polonya isveç savaşları sırasında çoğu zaman çatışmaların merkezindeydi, ancak bu savaşlar kalede ciddi bir hasara neden olmadı.

1626 yılı ağustos ayında Malbork kalesinin isveç kralı Karola Gustawa tarafından ele geçirilmesiyle kale yeni burçlarla, mevzilerle ve diğer yapılarla güçlendirildi. Polonyalılar tarafından geri alınan kale 1656 yılında tekrardan isveçliler tarafından ele geçirildi, ancak Oliwa Treaty barış hükümleri uyarınca 1660 yılında kale Polonya’ya geri döndü. 1756 yılında kale topraklarına cizvit koleji yapımına başlandı, çünkü Cizvit Düzeni yıllardır bu topraklarda En Kutsal Meryem Ana kilisesinin bakımını üstlenmekteydi.

1772 yılında Polonya’nın ilk bölünmesinden sonra Malbork’un prusya ordusu tarafından işgal altında kalması, kalenin zaten içler acısında olan durumunu daha da şiddetlendirdi. Güzel ötesi gotik yapılara barakalar kuruldu, cephanelik yüklendi. Büyük Üstadın Sarayı dokuma tezgahlarından gelen gürültüye ve vibrasyona maruz kaldı, orta odaların bir kısmı geri dönüşümü olmayacak şekilde yıkıldı. 18. yüzyılın sonlarında kalenin eski binaları barbarların yıkımına uğradı, bu olay buranın yerlileri tarafından oluşturulan bir protesto dalgasını tetikledi. 1803 yılında Królewiec’ten bir öğrenci, romantik şair Max von Schenkendorf ortaçağ yapılarının yıkımını kınayan bir makaleyi berlin matbaasında yayımladı. 1804 yılında otoriteler nihayet kalenin yıkımına yasak getirdiler.

Malbork Kalesinin restorasyonu

Napolyonun ordusu 1813 yılında Malbork’u 15 yıl boyunca ödemek zorunda kalacağı borçlarıyla beraber terketti. Buna rağmen 1916 yılında kaderin çemberinden çoktan geçmiş olan kale için „romantik restorasyon” adında yeni bir dönem başladı. 1819’dan 1850’ye kadar restorasyona mimar August Gersdorf’un başkanlığını yaptığı özel bir komite tarafından rehberlik edildi. Restorasyona aralarında ünlü mimar Friedrich von Schinkel, tarihçi Johannes Voigt, malborklu papaz ve tarihsever Ludwig Haebler’in de bulunduğu diğer ünlü kişiler de katıldı.

1850 yılı sonlarında restore edilmiş olan Malbork, modern Prus mimarisinin en iyi örneklerinden biri haline gelmişti ve ziyaretçiler için oldukça popülerdi. 1872 yılında Malbork kalesinde Batı Prusya’nın krallığa girişinin yüzüncü yılı kutlamaları vardı. Bu olaydan ötürü Prus Kralı ve Alman İmparatoru Wilhelm I’in de katıldığı görkemli bir şölen hazırlandı. 1880 yıllarında kalenin restorasyonu için mimari ve arkeolojik belgelemede yıllar boyunca tecrübe sahibi olan Conrad Steinbrecht ikna edildi. Bu tam kapsamlı restorasyon kalenin bütün kompleksini içeren bir ölçekte yapıldı.

Nazi Almanyası döneminde Marienburg nazi partisinin düzenlediği ve üst düzey yetkililerinin katıldığı kutlamaların yapıldığı yerdi. Burada Genç Hitler ve Alman Kızları Ligi üyelerinin senelik toplantıları da yapılmaktaydı, ve 1955 yılında kale tekrardan savaş durumuna geçirildi. Şehrin bombardımanı sırasında 1945 yılında kale öyle çok hasar aldı ki bu, tarih boyunca şimdiye kadar almış olduğu hasarların da ötesindedir. Kurtuluştan sonra kalenin yaklaşık olarak yarısı hasarlanmıştı ve restorasyonu uzun yıllar sürdü. 1957 yılına kadar Malbork kalesi Varşova Polonya Ordusu Müzesi’nin bir iştirakiydi, daha sonra Kültür ve Ulusal Miraslar Bakanlığına ve sonrasında da Turistik ve Manzara Organizasyonu gözetimine geçirildi. 1997 yılında Malbork tötonik kalesi UNESCO dünya mirası listesine alındı.